« Önceki |

29/1/2009

Riva Kıyısında

Sabah kahvaltısından sonra Riva deresi kıyısında keyifli bir gün geçirmek üzere düştük yola. Madem Riva’ya kadar gelmiştik o zaman önce bu sahil kasabasına da uğradık. Yaz aylarında dönüştüğü curcunadan eser yoktu Riva’da. Boş sayılabilecek sokaklarda dolaşırken birçok tabela, emlak ofisi ve inşaat çarptı gözümüze. İstanbul kalabalıklaştıkça şehir dışı sayfiye yaşamı tercih edilir oldu. Bunu fırsat bilen inşaat firmaları da birbiri ardına sitelerini kurmaya başladılar. Korkarım birkaç yıl içinde Riva’da sahil kasabası özelliğini kaybedip, her sitede ayrı bir küçük İstanbul haline dönüşecek.

Doğanın burada da bozulacağı düşüncesini kafamızın bir tarafında bırakıp, dere kıyısına doğru düştük yola. Dere boyunca birçok aile piknik yeri tarzında işletme var. Bazıları sürpriz bir şekilde konseptini değiştirmiş olsa da. İlk durağımızda bizi bu sevimli dostlar karşıladı.



Önce anneleri geldi anlamak için niyetimizi. Etrafımızda dolaştı, kokladı. Bizden zarar gelmeyeceğine ikna olduğunda sevdirdi kendini. Sonra bir başka anne geldi yanımıza fotoğraftaki Danua. Bu yaşıma kadar hayatımda hep köpekler olmasına, sahipli ya da sokak köpeği önemli olmadan yolda durup sevmeme rağmen bu Danua’nın büyüklüğü tedirgin etti beni. Boyu en uzun olan köpek sanırım. Sanki yanımda bir köpek değil de yeni doğmuş bir tay vardı. (Tamam, canım biraz mübalağa yapmış olabilirim)

 

Derken yavruları gördük Danua’nın bir, diğerinin beş yavrusu var. Ve de galiba bir aylık. Danua’nın yavrusu da kendi gibi büyük. Diğer yavruların yanında annesi gibi kalıyor.



Yavruların yanına gittiğimizde anneleri önce durumu kontrol ettiler. Kendilerine olduğu gibi yavrularına da zarar gelmeyeceğini anlayınca bizden. Kış güneşinin keyfini çıkarmak üzere uzaklaştılar yanımızdan. Yavruları severken farkına varmasak da uzaktan eminim iki çift göz izliyordu ne yaptığımızı. Bana kalsa bütün bir gün onları seyrederek geçirebilirdim. Ama tesis istediğimiz gibi olmayınca zoraki olarak ayrıldık oradan. Hafızamızda sizlerle de paylaştığım güzel karelerle.   

 

Biraz dolaşınca istediğimiz gibi bir yer bulduk. Dere kıyısında bu sefer başka güzellikler çıktı karşımıza. Afiyetle yenen yemeğin sonunda yüzümüzde tebessüm, biraz da üşümüş olarak ardımızda bıraktık Riva’yı.  

19/12/2008

Çehov'dan Vişne Bahçesi

Çarşamba akşamı Müsahipzade Celal Sahnesinde Anton Çehov’un Vişne Bahçesi oyununa gittik. Rus Klasikleri arasına girmiş bir oyun Vişne Bahçesi. Aristokrasi ile işçi sınıfı arasında yaşanan değişim görülüyor oyunda. Borçları nedeniyle Rusya’da hatta dünyada tanınan Vişne Bahçelerini satmak zorunda olan aristokrat bir aile. Ve yaşam oyununu oynuyor, bir zamanlar dedesi ve babası o konakta köle olan Lopahin Vişne Bahçesinin yeni sahibi oluyor.  Bu haberi öğrendiğinde bir koltuğa çöküp çevresi ile ilişkisini kesen çiftlik sahibi Ranyevskaya’nın yüzü görülmeye değer. Sadece bu bölümdeki oyunculuğu için bile Jülide Kural’ı kutlamak gerek. Bu dönem oyunları ilginizi çekiyorsa kaçırmayın derim.



Yazan: Anton Çehov

Çeviren: Belgi Paksoy

Yöneten: Ali Taygun

Dekor Tasarım: Atıl Yalkut

Kostüm Tasarımı: Canan Göknil

Işık Tasarımı: Murat Selçuk

Efekt Tasarımı: Cihan Aydoğdu

 

Oyuncular: Jülide Kural, Cesu Aygen, Zeynep Özyağcılar,  Salih Sarıkaya, Yıldıray Şahinler, Tolga Yeter, Ali Taygun, Dinçer Çekmez, Süeda Çil, Tankut Yıldız, Funda Köseoğlu, Metin Çoban, Özgür Efe Özyeşilpınar, Okan Patıer, Göksel Arslan, Nihat Alpteki, Melisa Demirhan, Burcu Çoban

 

İstanbul Şehir Tiyatrolarının bu seneki oyun broşürleri eskilere göre daha fazla bilgi içeriyor, sevdim.

 




6/12/2008

Şirin Bir Yer Şirince

Yaz tatilinde ilk durak noktamız Şirince oldu. Böylece hem tatile bir gün önce çıkma şansını değerlendirmiş hem de yolu kısaltmış olacaktık. Aylardan Temmuz, yollar güneşi takip eden günebakanlar ile bezenmiş.



Daha önce kış ortasında günü birlik gittiğim Şirince’ye tekrar gidecek olmanın heyecanı bir yandan tatil sevinci diğer yandan. Selçuk’a doğru günebakanlar bitti meyve bahçeleri göründü göz alabildiğine. En çok da şeftali ve zeytin. Şeftali dediğimizde ilk akla gelen Bursa olsa da siz bir de Şirince’de yiyin. Bursa’lılar kızmasın ama artık hep Şirince arayacaksınız bahse girerim.

Şirince’nin neden şarapları özellikle de meyve şarapları ile ünlü olduğunu anlamak zor değil. Bu bereketli topraklarda en güzel tatları ile meyvenin bin bir çeşidi yetişiyor. Üzüm şarabında aynı başarıyı yakalanamamış. Onu da bırakalım başkaları üretsin.

 

Eski bir Rum köyü burası. Daracık sokakları ile her bir evinde ayrı bir tarih yatan. Bugünlerde turizm en önemli gelir kaynaklarından biri. Şirince’nin tanınması ve bir turistik bir yer olmasında Nişanyanların büyük bir payı var. Meryem Ana ve Efes’e yakınlığı yabancı turistlerinde gelmesinde etken.



Küçücük çarşısı cıvıl cıvıl, rengarenk. Adım başı Şarap Evi. Bu evlerde bin bir çeşit meyve şarabını tadına bakarak almak mümkün. Buraya gelmişken zeytin ve zeytin ürünleri almadan dönmek olmaz.

 

Akşam yemeği için biraz dolaştıktan sonra bütçemize ve zevkimize uygun bir yer seçtik. Yediğimiz şeftaliden sonra bal gibi bir kavun beklerken gelen kavun önce hayal kırıklığına uğratsa da bizi İstanbul’da yaşamayacağımız bir olay gerçekleşti. Daha biz hiçbir şey söylememiştik ki bir başka kavun tabağı ile yanımıza geldi garson. Size ilk getirdiğimiz biraz tatsızmış bu daha iyi diyerek değiştirdi tabakları. Ve gerçekten de ilk beklentimiz boş çıkmadı bal gibi kavunun tadı damağımızda kaldı.

Ve günün en önemli öğünü kahvaltıdan bahsetmeden olmaz. Buradaki pansiyonların çoğu oda-kahvaltı çalışıyor. Bu fotoğraf sanırım serpme köy kahvaltısının lezzetini anlatmaya söz bırakmıyor. Açık büfe kahvaltıların yanında serpme köy kahvaltısını tek geçerim.

 

Kış mevsiminde bu yazdan kalma yazı da nerden çıktı diyenleri duyar gibiyim.

Şirince’nin mevsimi yok. İster bizim ilk gezimizdeki gibi kışın gidin ve soba başında tadını çıkarın meyve şaraplarının ya da yazın gidin ve farklı bir keyif yaşayın pansiyon bahçelerinde.

 

Şirince’nin sokakları daracık tüm Rum köyleri gibi. Bu nedenle de birileri akıllıca davranıp, meydandaki alanı otoparka çevirmiş. Takdir ettim doğrusu. Ne kadar kalırsanız kalın isterseniz birkaç saat isterseniz birkaç gün çıkışta cüzi bir ücret ödüyorsunuz. (Büyükşehirlere kıyasla cüzi tabii.)

Köy Meydanındaki Şirince Tarihçesi

Eski adının “Tepedeki Efes” olduğu belirtilen köyün Aydınoğulları zamanında kurulduğu sanılmaktadır. 19. yy da Osmanlı yönetimi altında, Rumların oluşturduğu 1800 haneli bir köydür.

İzmir’in kurtuluşu ile birlikte boşalmış olan köye; 1924 yılında Selanik ve çevresinden gelen Türk aileleri yerleştirilmiştir.

Köyün mimari yapısı diğer köylerden farklı olup, tüm evler kagir, çok pencereli ve pencere ebatları aynı oranda yapılmış, iki katlıdır. Balkonları asma balkon olarak yapılmış, bodrum kat mutfak ve kiler olarak kullanılmıştır. Evlerin pencere kenarları ve saçakları resim ve kuş motifleri ile süslenmiştir.

Köyde iki kilise, mimari özelliğe sahip ilkokul ve çeşmesi ile kırka yakın manastır bulunmaktadır.

19/11/2008

Hezarfen'in Kulesi

İstanbul’un tarih kokan yerlerinden biri Galata Kulesi. Uzun süredir İstanbul’da yaşayıp da bir türlü fırsat olmamıştı bu mekanı gezmek ve muhteşem manzarayı seyretmek. Hep bir bahane arayıp durmaz mıyız aklımızdaki gezi programları gerçekleştirmek için. Çoğunlukla da şehir dışından gelen tanıdıklar vesile olur, babamın gelmesi de beni harekete geçirdi.

 

Kadıköy’den Karaköy’e vapur sefası ile başladı gezimiz. Martılar eşlik etti yol boyu vapura. Topkapı Sarayı’nın eşsiz manzarasını seyrederken, Karaköy’e demirlemiş dev yolcu gemileri takıldı gözümüze. Sonradan öğrendim bir gün önce dört tane yolcu gemisi varmış burada ve deniz trafiğinde problem yaşanmış. Kocaman dediğimiz vapur minicik kaldı dev gibi yolcu gemilerinin yanında.

 

Bankalar caddesinden biraz yokuş tırmanıp, biraz merdiven çıkınca karşımıza çıktı tüm heybeti ile Galata Kulesi. Giriş ücreti olan 5 YTL’yi ödeyip biletlerimizi aldıktan sonra asansörle 7 kat çıktık. Kalan 2 katın çıkışı ise dar, ahşap bir merdivenden yapılıyor. Kulenin seyir terasındayız, karşımızda 360 derece İstanbul. Topkapı, Eminönü, Yeni Camii, Süleymaniye ve Haliç. Manzara terasta döndükçe değişiyor, ayrı bir güzellik seriyor gözler önüne. Galata Kulesi’nden İstanbul’u seyretmek ayrı bir keyif. Bugüne kadar gitmeyenlere tavsiye edilir. Ama siz siz olun eğer güneşli bir günde giderseniz seyir ayrı bir keyif olur. Rüzgarda teras ayrı bir soğuk.

 

Galata Kulesi hakkında bilgiyi www.galatatower.net adresinde bulabilirsiniz.




Kule'den görüntüler

Haliç'e bakış


Karaköy'den Eminönü'ne


Topkapı Sarayı

12/10/2008

İstanbul Efendisi

Cuma akşamı Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesinde İstanbul Efendisi oyununu izledik. Şehir Tiyatrolarında bu sezonun yeni oyunlarından biri.

Öncelikle yenilenen ve modernleşen yüzüyle tiyatro sahnesinden bahsetmek istiyorum. Güzel ve ferah bir sahne oluşturulmuş. Birçok eski tiyatro sahnesinde sıkıntıya neden olan iki sıra arası mesafe burada çok iyi ayarlanmış. Oturduğunuzda diziniz ön sıraya çarpmadığı gibi rahat bir ara mesafesi bile var. Önde oturanın görüşü engelemesi söz konusu bile değil. Ben şahsen yeni salonu çok beğendim. Eskinin tadı güzel olsa da konfor sanırım günümüzün vazgeçilmezlerinden. sonunda ağrı ya da tutulmuş olarak çıkmayı önlüyor.

Sahnenin açılışı da adını sahneye veren Müsahipzade Celal’in “İstanbul Efendisi” adlı oyun ile yapılmış. Kalabalık bir kadro ile oynanan şarkılı ve çalgılı bu oyunu izlemenizi tavsiye ediyorum. Üç saat süren oyunda oyuncuların performansı da takdiri fazlasıyla hak ediyor. İlginç dekor ve kostümüyle, dans ve şarkıları ile iyi zaman geçirebileceğiniz bir oyun.




Oyunun Konusu

İstanbul Efendisinin (kadısı) kızını (Esma hanım) evlendirecek damat bulmak için başvurduğu yollar. Esma hanıma aşık olan Safi Çelebi’nin aşkına kavuşma çabası ve bu arada yaşanan komik olaylar.

Oyunun Künyesi

Yazan: Müsahipzade Celal

Yöneten: Engin Alkan

Dramaturgi: Sinem Özlek

Dekor Tasarımı: Barış Dinçel

Kostüm Tasarımı: Duygu Türkekul

Işık Tasarımı: Murat İşçi

Koreografi: Senem Oluz

Müzik Direktörü: Hüseyin Tuncel

Yönetmen Yardımcıları: Zafer Kırşan, Volkan Ayhan, Aslı Altaylar, Selimcan Yalçın

 

Oyuncular: Sezai Aydın, Zafer Kırşan, Volkan Ayhan,  Hüseyin Tuncel, Arda Aydın, Çağlar Çorumlu, Emrah Özertem, Tuğrul Arsever, Cihan Kurtaran, Serkan Bacak, Murat Üzen, Servet Akı, Özlem Türkad, Derya Çetinel, Sevinç Erbulak, Selin Türkmen, Berna Adıgüzel, Senem Oluz, Çiğdem Gürel, İrem Aslan

Orkestra: Hüseyin Tuncel, Esra Karabaş, Murat Güreç, Utku Akıncı, Murat Üzen, Cihan Kurtaran, Serkan Bacak, Hamit Erentürk

Daha fazla bilgi için; 

http://www.istanbulefendisiardiyesi.tr.gg