« Önceki | Sonraki »

6/5/2008

Hıdırellez Bayramı

Çocukluğumdan hatırladığım en güzel bayramlardan biri… İstanbul’un karmaşasında son yıllarda unutmuş olsam da komşularım bu yıl tekrar hatırlattı bana.

 

Bir gece önceden başlayan hazırlıklar. Anneannemin bahçesinde bir köşede herkesin kendi dileğince taşları dizerek yaptığı evler, arabalar, kağıtlara yazılarak gül dallarına asılan dilekler, karneler, diplomalar.

 

Bir fotoğraf karesi gibi gözümün önünde, her yıl yinelenen Hıdırellez sabahı ritüeli. 80’li yıllardı öyle sabah kahvaltılarında süt her zaman bulunmazdı. Haftada bir alınan 3 lt sütten yoğurt mayalanırdı, bereketli olsun diye. Takvim 6 Mayıs’ı gösteriyorsa düzen 1 günlüğüne bozulur bahçeye hazırlanan sofrada mis gibi taze ekmek ve peynirin yanında yerini alırdı birer bardak sıcak süt. Evin kedisi Pamuk bile nasibini alırdı bu durumdan. Bahçedeki şakayık ve hanımeli eşlik ederdi kahvaltının güzelliğine. Eğer okula sabahtan gidiyorsak bilirdik ki, öğleden sonra tüm mahallece gidilecek Piknik, kekler ve börekler bizi bekliyordu. Akşamları ise yakılan ateş. Ateşin üstünden atlamaya cesaret edemeyip karşıdan baksam da, bu cümbüş insana baharın enerjisini veriyordu.

 

 

Akşam kapıda karşılaştık ellerinde tebeşirle bahçeye dilek çizmeye giden komşularımızla. Tebeşirlerini paylaştılar, bizimde dileklerimiz gerçek olsun diye. Geç bir saatti bahçeye indiğimizde. İstanbul’da her konuda olduğu gibi gül ağacı da karaborsa anlaşılan. Önüne boydan boya dilekler çizilmiş. Bir aralık bularak biz de kendimizce çizdik dileklerimizi. Yıllar öncesinden kalma bir heyecanı tekrar hatırlamanın tebessümü dudaklarımızda.

 

 

Bu vesile Hıdırellez hakkında kısa bir bilgi…

 

İlk çağlara bir göz gezdirildiğinde, Mezopotamya, Anadolu, İran, Yunanistan ve hatta bütün doğu Akdeniz çevresi ülkelerinde bazı tanrılar adına bahar yada yazın gelişiyle ilgili ayin ve törenlerin yapıldığı görülmektedir.

 

Doğanın canlanması ve tekrar yaşamaya başlaması demek olan bahar yada yaz mevsimimin gelişi dünyanın neresinde olursa olsun insan yaşamında önemli bir olaydır. Hıdırellez geleneği ile ilgili olarak yaygın olan inanç, Hızır ile İlyas'ın bir araya geldiği günün anısına tören yapılmasıdır.

 

Gerek Anadolu'da ve gerekse Anadolu dışındaki Türk Topluluklarında Hıdırellez'in yaklaşması ile çeşitli hazırlıklar yapılmaktadır. Evler baştan başa silinmekte, ev eşyaları, mutfak eşyaları, üst-baş baştan başa temizlenmektedir. Bu çabalar Hızır (A.S) ın eve uğramasını sağlamak için yapılmaktadır. Diğer yandan Hıdırellez günü kuzu veya oğlak kesilmesi, çeşitli yemeklerin hazırlanması, bu arada birçok yiyeceğin hazırlanması tamamlanır. Hıdırellez'i bazı yerlerde bir gün öncesinden oruç tutularak karşılayan insanlar vardır. Bütün hazırlıklar bittikten sonra en yakın bol ağaçlı, pınarı olan mesire yerlerine giden halk, Hıdırellez günü çeşitli oyunlar, eğlenceler ile o günü mutlu bir şekilde geçirmeye çalışırlar.

 

Bilgi http://www.discoverturkey.com/kultursanat/h-hidir.html

Fotoğraflar cicek.resimleri.tv/displayimage.php?album=3&pos=4 ve

http://www.ciceksehri.com/tag/agaci/ sitesinden alınmıştır.

2/5/2008

Heybeliada’da Bahar

Havanın güzel olmasını fırsat bilip, eşimin doğum gününü bahane ederek Ada’da bahar havası almaya karar verdik. Ama bu sefer rotayı değiştirecek ve Büyükada’ya değil Heybeliada’ya gidecektik. Plansız bir şekilde tadına varacaktık hem baharın hem de İstanbul’a bu kadar yakın sakinliğin.

 

Bostancı iskelesinde sabırsızlıkla bekledik vapurun gelmesini. Bizim gibi Ada sezonunu açacak İstanbullular ile. Havadaki rüzgâra inat oturduk vapurun yan tarafına. Yolun yarısına kadar eşlik etti martılar. Amaç atılan simitlerle ziyafet çekmek olsa da sanki uğurluyorlardı gidenleri.  

 

 

 

Adada ilk işimiz bisiklet kiralanacak yer aramak oldu. Aslında aramak da sayılmaz, sahile paralel ilk sokakta sıralanmış bisikletler bizi seçin der gibi bekliyorlardı. Şarküteriden aldığımız sandviçlerimiz ve meyve sularımız sırt çantamızda koyulduk yola. Heybeliada’yı keşfetmeye. En son bisiklet kullanmamızın üstünden yaklaşık 1 yıl geçmiş olmasından mıdır bilmem, özellikle yokuşlar yolun başı da olsa zorlar oldu bizi. Beş köpekten oluşan bir çete takıldı peşimize. Biz ne zaman dursak onlarda durdu mola verdi, ne zaman yola düşsek peşimiz sıra eşlik ettiler bize.

 

 

 

Bulduğumuz bir yoldan orman içine doğru saptık, karşımıza ne çıkacağını bilmemenin heyecanı ile. Yeni yağan yağmurun balçık haline getirdiği yolda bir süre ilerleyip karar verdik dönmeye. Çetede peşimizde. Derken ağaçların arasından sinirli havlamalar duyuldu. Etrafımızda bizim çete karşıda başka köpekler, havlamalar koşturmalar. Sanırım bölge ihlali söz konusu. Her ne kadar köpeklerden korkmam desem de bu bölge ihlali sırasında yaşananlar fazlasıyla ürküttü beni.

 

Yola tekrar dönmüş ve de diğer köpek çetesinden uzaklaşmış olmanın mutluluğu ile devam ettik yolumuza. Güzel manzara karşısında, karnımızın açlığına daha fazla dayanamayıp verdik yemek molamızı. Artık idare edecek, misafirlerimizle paylaştığımız yemeklerle doymayı değil, açlık bastırmayı tercih edecektik. Yanımızda durup, gözlerimizin içine bakarken yiyebilmek mümkün mü? Aslında bize eşlik etmelerinin nedeni aldıkları sandviç kokusu muydu bilinmez…

 

 

 

Havanın hafif rüzgarlı olmasından mıdır, yoksa Büyükada’ya göre daha az tercih edilmesinden midir sakinlik hakim burada. Yol kenarındaki bir bahçede gördük bu sevimli kuzuyu ve Sıla ile tanıştık. Kuzusuyla beraber büyüme lüksüne sahip ne kadar şanslı bir çocuk… Apartman dairelerine sıkışıp kalmış onca yaşıtına kıyasla.

 

 

Yorgunluk arttıkça pedallar daha zor çevrilir oldu. Adadaki turu tamamlarken kah bisiklet taşıdı bizi, kah biz taşıdık bisikletleri.

 

 

Ve Ada Sokakları

 

 

Güneşin kaybolması ile serinliği hissetmeye başladık. Güzel bir ziyafetin ardından yüzümüzde keyifli bir gün yaşamanın mutluğu ile İstanbul’a doğru düştük yola.

 

 

 

Ve vapur inişinde alınan mimozalar pastel bir dinginlik oluşturdu vazoda.

 

 

 

 

17/4/2008

Grup Çalışması - Doğaçlama

İlk sömestr olduğu gibi hocalar ders anlatsın biz de dinleyelim evresini geride bıraktık. Ardı ardına bireysel performanslar, grup performansları ile keyifli ama bir o kadar da sancılı bir döneme girdik tiyatro kursunda.

 

Siz de takdir edersiniz ki olay grup çalışması olunca, fikir üretme kapasitesindeki artış ile birlikte sorunlarda peşi sıra gelir. Tüm üyelerin ortak zamanını bularak toplantı gerçekleştirmek yapılacakların en zoru oldu hep. Yılmadık, azmettik 11 kişi olarak başladığımız yolu 7 kişi olarak bitirip, arada fireler versek de geçen Pazar doğaçlama performansımızı sergiledik. Bu da bir deneyim olarak aldı hafızalardaki yerini.

 

 

Sancılı bir süreç yaşadık, doğru. Bu süreci iyi ki sizlerle paylaştım. Hepinize teşekkür ediyorum 1. Grup arkadaşlarım. Makyajlarımızı yaparak bize destek olan Hande Hanım’a da ayrıca teşekkürler. Varılmak istenen amaca sanırım ulaşıldı, NE DERSİNİZ!

 

4/4/2008

Duyurulur "Ayak Bacak Fabrikası"

Kadıköy Halk Eğitim Merkezi, Deneme Sahnesi tarafından sahneye konulan Sermet Çağan'ın "Ayak Bacak Fabrikası" oyunu 9 Nisan 2008 Çarşamba 20:30'da ücretsiz olarak tiyatroseverler ile buluşacaktır.

Mekan : Kadıköy Halk Eğitim Merkezi sahnesi 

 

Ben daha önce izledim hararetle tavsiye ederim.

 

Detay için "Düzen Hep Aynı" adlı yazıma bakabilirsiniz.

 

3/4/2008

Bodrum’da Kış Güneşi

Ne zaman bu yaz Bodrum’a gidelim desek, armudun sapı üzümün çöpü misali bir bahane bulur ve vazgeçerdik. Yaz aylarında Bodrum’da yaşanan kaostu bizi vazgeçiren. Şubat’ta yakalanan fırsat ile sakinlik arayan ruhumu dinlendirmek için rotamı Bodrum’a yönelttim. Kış ortası Bodrum olur mu demeyin? Amaç gezmek ve insanın içini ısıtan kış güneşinin tadına varmaksa doğru tercihmiş Bodrum.

 

 

Gece geç saatteki uçak yolculuğunun ardından ulaştık Bodrum’a. Daha önce 1 kere gitmiş olduğumdan olsa gerek bilinmedik bir yer benim için burası. Kalacağım pansiyonun önünde inerken taksiden insana enerji veren havası ve palmiyelere vuran cadde ışıkları karşıladı beni. Güzel bir uyku sonrası kalkıp açtığımda pencereyi karşımda deniz sanki kucakladı beni. Hafif bir keşif yürüyüşü ve dışarıda yapılan kahvaltıyla deymeyin keyfime. Dışarıda kahvaltı hem de ŞUBAT ortasında. Daha ne ister insan.

 

 

Plansız yapılan bir tatil ve sürprizleri kucaklamaya hazır bir ruh hali ile ilk günü keşfe ayırdım. Keşif dediğime bakmayın, Bodrum sokaklarında yapılacak yürüyüş ile ayaklarımın beni götürdüğü yere gitmek. Fotoğraflar çekmek, kış güneşinde ısınmak.

 

İstanbul’dan sonra yaşam burada sanki durmuş gibi. Akreple yelkovan yavaşça ilerliyor, hiçbir aceleleri yok gibi. Saat dünyanın her yerinde 60 dakika ama dakikalar farklı sanki. İnsan düşünmeden yapamıyor “bu sakinlikte insanın ömrü uzar”. Uzar mı, uzamaz mı bilinmez ama yaz aylarının kalabalığına ve gürültüsüne inat insanı kendine hayran bırakan bir güzellik hakim Bodrum’a. Boşuna mı yıllarca insanları aşık etmiş kendine. Neyzen Tevfik’inden Cevat Şakir’ine, Zeki Müren’ine…

 

 

Barlar sokağı gündüzü ve gecesi ile terk edilmişleri yaşamakta. Dükkanların, barların ve restaurantların büyük bir kısmı ya kapalı ya da tadilatta. Açık olanları da ufak çaplı alışverişler için yeterli. Bodrum’u ve Bodrum Sandaletlerini dünyaya tanıtan usta Ali Güven ile de tanışma fırsatım oldu. Yaşına inat, el işçiliğiyle yaptığı sandaletlerini yapmayı sürdürüyor. Tek sıkıntısı var siparişlerin fazlalığı.

 

Siparişler dağ gibi olmuş beklerken yapılmayı ve de ünü ile birlikte fiyatları da ulaşmışken tepelere Bodrum Sandaleti alabileceğim yer Ali Güven olmadı. Ben de tatil bütçemde ayırabildiğim kadarıyla aldım bir tane. Giymek için sabırsızlıkla bekliyorum yazın gelmesini.

 

 

Kışın da açık olan nadir dükkanlardan biri vitrini ile ilgimi çekti. Yıllar önce İzmir’den gelen ve zaman içinde sanatın her alanıyla ilgilenerek seramikte karar kılan Ahmet Abinin dükkanı. Ben gittiğimde verdiği seramik dersindeydi Ahmet Abi, ablasıyla tanıştım. Dünya tatlısı iki insan. Ve işte aldığım bir eser. Kendimi fazla şımarttım galiba ne olsa bu ikinci hediyem…

 

 

Yaz ayları ile kıyaslanmasa bile yine de hareketli olan Bodrum’da güneşin batışı ile insanlar çekiliyor içerilere. Gündüz açık olan restaurantların büyük kısmı kapanıyor. Terk edilmiş bir şehir haline geliveriyor.